potatoes-french-mourning-funny-162971
0

Taze Kesilmiş Döner ve Hatırlanmak Üzerine

Bir Çarşamba akşamı. Üstümde siyahlar, cebimde not defteri ve kalem, kemerime asılı bir anahtar.

Yunan mahallesinin en yoğun restoranlarından birinde garson olan ben, göz ucuyla masaları kontrol ediyorum. Sipariş alıyor, aldığım sipariş mutfaktan yanlış gelmesin diye kafamın içinde küçük ayinler düzenliyorum.

O sırada patrona gözüm takılıyor. Mahallenin en lüks restoranının sahibiymiş gibi düşündüğüne emin olduğum zamanlarda yaptığı yarım hilal şeklindeki gülüşe sahip. Bu gülüş yeni müşteri geliyor, kalemleri çekin, defterleri hazırlayın, menüler fooraaa demek.

Yaşı kırktan fazla olan ama vücuduna çok iyi bakmış “bu kaslar emek adamım oo yeea” diyen siyahi bir amca ve eşi olduğuna dair yüksek tahminler yürüttüğüm bir hanımı oturtuyor masama.

Amcayı hemen hatırlıyorum. Her ne kadar bizim patron için, süper acayip bir yer olsak da sonuçta menümüzün yüzde 90’ı dönerden oluşuyor. Yunancasıyla “gyros” O yüzden müşteri nettir. Dürüm yer, kebap yer gider. Ama bu amca ilk geldiğinde sorduğu sorular ve “ama dönerim kenarda bekletilenden değil taze kesilmiş olsun” gibi istekleriyle beni benden almıştı. Böyle müşterileri pek kolay unutmam.

Sipariş vermeye başladı ve anladım ki “taze kesilmiş olsun” kısmına geliyoruz. O söylemeden, “taze kesilmiş olacak” dedim. Zamanında sevdiğim kadınlardan birine “Seni seviyorum” dediğimde böyle bir yüz ifadesi ile karşılaş mıydım hatırlamıyorum.

“Evet, evet hatırlıyorsun. Nasıl yaptın bunu, nasıl unutmadın?” Amcamın yüzünde güller açtı. Karısı bile adama “bana bile böyle bakmıyorsun Himmet” der gibiydi.

Peki ya ben dostlar? Kanada’ya geldiğimden beri kendi işlerimle alakalı şeyler yapamadığımdan bir yoksunluk, bir ego kaybı, bir başarı açlığı çeken ben ne yaptım? O an kral bendim. 23 numaralı masa için bir ilahtım artık. Diğer garsonlar kimdi ulan. En iyi, en süper, en harika siparişleri ben almıyor muydum? Müşterilerinin isteklerini hatırlayacak kadar işine bağlı, severek yapan kişi ben değil miydim?

Yok ya böyle olmadı. Sadece şaşkındım. Yoksa siparişlerin çok dışına çıkan muhabbetler eden, hızlı konuşan Kanadalılarla karşılaşınca far görmüş tavşan gibi kalan, Cem Yılmaz esprisine dönüşen ve “ehee” diye bir ses çıkarıp İngilizceyi oksitleyerek yakan bir adamım. Öyle bir ego patlaması yaşamadım yani.

Şaşırdığım ve Toronto saatine göre gecenin körü tekrar aklıma gelip düşündüğüm şey ise şu: insanların tam bir hatırlanma delisi olması. Hadi delisi demeyelim de hatırlanmanın bizi acayip mutlu etmesi.

Şimdi soru şu: Yaptığımız, başarı diye çırpındığımız birçok şeyi, unutulmamak için mi yapıyoruz? O yüzden mi yıllar önce ünlü olan biri, birden karşımıza saçma sapan bir şeyle çıkıyor. Ya şimdi bu örneklerle çok güzel uzatılırdı ama yazı da uzadı burada keseceğim ben bunu.

Uzun lafın kısası, yaptıklarımızı bir de bunu düşünerek ele alalım. Bakalım nasıl sonuçlar elde edeceğiz.

Şimdi ben bunu yazıyorum ama unutulmamak, hatırlanmak için mi yazıyorum…

Lan?

 

79 views

evrenbaser

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir