pexels-photo-319567
0

Şikayet Etmemek: Şükretmek mi?

Uzun zamandır bir yanılgı içinde olduğumu fark ettim. Şikayet etmemeyi, şükretmek zannediyordum.

Çoğumuz kendimizi hiç farkında bile olmadan şikayet ederken buluyoruz. Kendimizden, çevremizden, arkadaşlardan, iş yerinden, okuldan.

Sonra bir türlü bir yerlerde, kitaplarda, özlü sözlerde ve özellikle dilin bir bölümüne de hakim olan dinsel öğretilerden gelen o mesajı duyuyoruz. Şükret, sakinleş, sahip olduklarınla mutlu ol, rahatla, fazlasını istemek günahtır, fazla hırslı olmak iyi değildir, olduğun yeri sev…

Bunların bazılarına katılmakla beraber -özellikle sahip olduklarınla mutlu olmaya mesela- katılmadığım nokta, sadece şükredip, mevcut durumuna katlanmak ve hiçbir şey yapmamak.

O yüzden şükredelim, doğrusu elbet bizi bulur, aman hareket etmeyelim, kabullenelim, oh yeaa…

Mümkün değil ve bunlar artık bana kesinlikle mantıklı gelmiyor.

Ne yapalım biliyor musunuz?

Elimizde olan şeylerin farkında olalım, onların tadını çıkartıp mutlu olalım…

Bu tamam.

Şikayet ettiğimiz şeyler kayboldu mu peki? Hayır.

O zaman şikayet etmeyi bırakalım ve düşünmeye başlayalım. Daha da önemlisi şu popomuzu artık bir yerinden kaldıralım ve harekete geçelim.

Dur! Hemen öyle olmadı tabii. Şimdi sağanak bir bahane yağmuru başlayacak. Şikayet ettiğin konu hakkında harekete geçmeyi şöyle bir düşündün ama nasıl da yorucu şeyler, nasıl da onları yapmana engel olan bir sürü şey varmış. Aman da aman…

Yok. Aslında harekete geçmek için seni senden başka engelleyen hiçbir şey yok. Bi tek sen varsın o tatlı rahatlık alanından çıkmak istemeyen.

Bak ben çok mu başarılıyım bu konuda? Hayır.

Ama yazar ben olduğuma göre, benden bir örnek ile bitireyim.

Çok başarılı olmasam da Türkiye’de bir radyo programcısıydım. Günde 3 saat çalışıyor, onun dışında da seslendirme yaparak bir türlü geçinmeyi başarıyordum. Ama içten içe büyüyen de bir şikayetim vardı hayata karşı. Fakat hep o güzelim rahatlık duvarına tosluyor, daha fazla yorulmanın anlamı ne, gül gibi geçiniyorsun işte diye kendimi rahatlatıyordum. Bir noktandan sonra ise artık harekete geçme vakti geldi dedim kendime. Şu rahatlık alanından çıkma vakti…

Şimdi Kanada’dayım. Haftada 40-50 saat arası garsonluk yapıyorum. Hayatım boyunca yorulmadığım kadar yoruluyorum, bazen bundan şikayet de ediyorum ama olsun o kadar. Fakat tam tersi bi durum yaşıyorum. Huzurluyum, kaygılarım azaldı, yorulmamın karşılığını da alıyorum. Bedensel rahatlığı bıraktım ama içsel rahatlama konusunda adım adım ilerliyorum.

Ve bunların hepsini de “harekete geçmeye” borçluyum. Burada da sabit kalmayacağım biliyorum ve her daim hareket halinde oldukça huzuru bulacağım, yaptıklarımla mutlu ve en önemlisi kendimi geliştirdiğime şahit olacağım.

Şikayet etmemek, şükredip olduğun yerde kalmak değilmiş yani. Neymiş, şikayet etmemek demek harekete geçmek demekmiş.

“Şükretmek, hamd etmek, bardağın dolu yanını görmek sizi ancak rehavete teslim eder. İnsanlık mevcut haline şükredenlerle değil; bulunduğu şartlardan rahatsız olup onu değiştirmeye çalışanlarla gelişti.” Diyerek farkındalığımı artıran Serdar Kuzuoğlu’na da sevgilerimle…

 

54 views

evrenbaser

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir