0

İngilizce Bar Sohbetleri

Hava eksi 5 dereceydi fakat rüzgar elmacık kemiklerini sızlatacak kadar sertti. Hiç düşünmeden kendini cadde üzerinde bulunan küçük bara attı. İçerisi reklam panoları ve duvardaki televizyonların ışıklarıyla aydınlanıyordu. Barda oturan iki kişi dışında da müşteri yoktu etrafta. Onların gözü de ekrandaki hokey maçındaydı. Dün gece oynanan maçın tekrarını izliyor olmalıydılar.

Barmen kapının sesini duymasıyla ona doğru döndü ve hiçbir şey söylemeden başıyla selamladı. Selamı karşılıksız bırakarak yavaşça içeri girdi. Eldivenlerini ve üstündeki kalın montu çıkarıp bar sandalyesinin arkasına geçirdi ve özenle yerleşti. Barmen vakit kaybetmeden yeni müşterisinin karşısında yerini almıştı bile. Bu yabancı şehre geldiğinden beri en çok duyduğu, barmenlerin sormayı en çok sevdiği soru, şimdi bu barmenin de ağzından dökülüyordu “ Hoş geldin, nasıl gidiyor?”

Barmen önüne dikkatle köpükten kurtardığı birayı bıraktığında elmacık kemikleri kendine gelmişti. Barın küçük ve sıcak ortamı hemen ısınmasına katkıda bulunmuş, bira için onu hazır hale getirmişti. İlk birasını az nefes ve büyük yudumlarla bitirdi. Hız etkiyi attırırdı. Dilini çözecek olan da bu etkiydi.

Üçüncüyü isterken istediği kıvama geldiğinin farkındaydı. Barmen birayı önüne koyduğunda“ biraz acelen var galiba” diye laf attı. İşte bu cümle sohbeti başlatacak olan kutsal başlangıç cümlelerinden biriydi. Dikkatle barmene baktı. Otuzlu yaşlarında olmalıydı. Saçlarının yanlarında hafif beyazlar dikkat çekiyordu. Yüzünden nereli olduğunu anlamak pek mümkün değildi, Asyalı veya orta doğuludur diyemezdi. Avrupalı veya Kanadalı olabilirdi. Risk almaya gerek yoktu, o yüzden barmenin sorusuna karşılık başka bir soru sordu. Buralarda birine direk “nerelisin” diye sormak hoş karşılanmadığı için “Torontolu musun?” dedi. “Evet, burada doğdum” doğdum cevabıyla rahatladı isimsiz konuk.

Gramer hataları ile süslü, kırık İngilizcesiyle sohbete başladı barmen ile. Suriyeli başarılı bir mimardı. İç savaşta ailesi gözleri önünde vurulmuş, o da yaralı olarak kurtulmuştu. Uzun süre hastanede kaldıktan sonra bir tanıdığı ile önce Türkiye’ye kaçmış, oradan da Kanada’ya gelmeyi başarmıştı. Türkiye’de tüm parasını çaldırmış fakat daha önce asla yapamam dediği her işte çalışarak tekrar biriktirmiş ve kendini oradan kurtarmıştı. Anlatabildiği kadarıyla anlatıyordu her şeyi.

Kanada’nın güvenli ortamında, en fazla aile problemleri yaşamış olan barmen, bu sıra dışı hayat hikayesi karşısında adeta donmuştu. İşi gücü bırakmış, zor anlayabildiği bu Suriyeli adamın hikayesine odaklanmıştı. Anlayamadığı yerleri ya soruyor ya da kafasında konuyu birleştiriyordu.

Dördüncü bira barmenin ikramı oldu. O biranın hemen ardından şehrin karanlığına karışmak için ayaklandı Suriyeli yabancı. Bir daha gelmeyeceğini düşündüğü bara son kez baktı, barmenle arkadaşça vedalaştı ve evin yolun tuttu.

Çalışma masasına oturduğunda cebindeki not kağıtlarını çıkardı. Sabah yazmış olduğu İngilizce kelimelere bir göz gezdirdi. Barmene anlattığı hikayede hepsini kullanmıştı. Böyle güzel kullanabildiğine göre bu kelimeleri öğrenmiş olduğunu varsaydı. Yarın başka kelimelerle, başka bir hikaye, başka bir barda, başka bir barmene ya da barmaide anlatılacak ve böylece İngilizcesini biraz daha geliştirmiş olacaktı. Sıkıcı konuşma kulüplerinden daha iyi bir yöntem olduğu kesindi. Hem öğretici hem de eğlenceli…

(öyküdür)

39 views

evrenbaser

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir