0

Ve Sahne

İnsan bir kere sahne tozunu yuttu mu bir daha inmek istemez gibi bir söz vardı. Tam doğrusu böyle mi bilmiyorum ama kendi üzerimde denedim, kesinlikle öyleymiş. Bundan iki yıl önce tiyatro ile alakası olmayan bir insandım. Yaptığım tek etkinlik video kamera önünde kendimi çekmekti :). Bir gün arkadaşlarımın önerisi üzerine İzmit’in tiyatro sporu ekibi Oyun İstasyonu’nu izleme fırsatı buldum. Seyircinin de katıldığı bir turu izledikten sonra ben niye orada olmayım düşüncesi anında beynimin konuyla alakalı bir köşesinde çaktı ve beyin hücrelerim titreşti. Beyin komutları verdi ve gönüllü olarak oraya kalkıp, oynamak için sağ elim havaya fırladı. İşte tiyatro sahnesine ilk kez böyle çıkmış oldum. O 7-8 dakika inanılmazdı. Seyircilerin hareketlerine tepkileri, gülmeleri insana öyle bir haz veriyordu ki sahneden indiğimde kararımı vermiştim. Bu beden doğaçlamacı olacak, bu insan komedi yapacak ve işi güldürmek olacak.

Yanımda her zaman olduğu gibi yoldaşım Eray. Zorladık, didindik, uğraştık ve ilk grubumuz Gel de Gülme ile 17 yaşında kendi sahnemizde kendi doğaçlamalarımızla sahneye çıktık. En fazla 55 kişilik bir apartman dairesinin salonunda tahta sandalyeler ve küçük bir sahne ile 12 oyun oynadık. Lise dönemimizin en güzel günleriydi onlar. Kapıda seyirci bekledik, bazen 10 bazen 55 kişiye oynadık. Bazen sahnede battık battık çıktık. Bazen kimse gülmedi, bazen gülmekten kırıldılar. Öyle böyle bir sene geçti. Ve biz Eray ile mezun olduk. Eskişehir yolları gözüküyordu ufukta. Sahneyi geçici olarak bırakacaktık ama kafamızda çok yakında yine sahnede olacağımız düşünceleri hep vardı.

Eskişehir’ de doğaçla tiyatro yapan bir ekibin olmadığını duyunca şaşırdık. Ne tiyatrosu olursa olsun koltukların dolduğu, tiyatronun ve sanatın çok sevildiği bu şehirde doğaçlama yapan kimse yoktu. Araştırdık, sorduk, soruşturduk. Bu işi yapmaya cesaretli kimse yoktu. “Burada tutmaz abi o iş” “ Mahşer-i Cümbüş taklidi derler size” “Bence siz metinli tiyatro yapın daha iyi olur o” gibi düşünceler bant yayını gibi durmadan tekrarlanıyordu. En sonunda tiyatro kulübümüzde Tacettin’in de bu işte hevesli olduğunu gördük. Yetenekli arkadaşımız Tuğba’ya da fikirlerimizi açarak onayını aldık. Ve ortaya Alegori çıktı. Bir ay belki çalıştık, çalışmadık. Ama hevesimiz ve isteğimiz her engeli aştı. 28 Şubat 2009 günü yine sahnedeydik. Güldürmek, kendini izletmek, alkışlanmak o kadar güzel bir duygu ki. Yaşamayan bilemez. Sahneden indiğinde tebrik edilmek, çok güzeldi, başarılar gibi sözleri duymak öyle hisler yaratıyor ki insanda. En önemlisi ise şuydu “ Bir daha ne zaman olacak?”

21 views

evrenbaser

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir